Her Mevsimde Biraz Aşk Biraz Acı

İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış…

Her mevsimin kendine özgü aşk acısı çekme kuralları vardır.Ben yazmadım bu kuralları, kendiliğinden oluşmuş.Kimi dibine kadar ayrılık kokar kimi yeşillenir kimi yeniden aşka kucak açar…

En sevdiğim sonbaharda dökülen yapraklara kırılan hayalleri bağlamaca aşk acısıdır.Ruhun bunalıma çok müsait bir kere hava kapalı evde zaman geçirmek dışarıda olmaktan daha iyi geliyor o yüzden göz yaşını en çok bu mevsimde dökeriz.Yediğimiz şeylerin kilo olarak dönmesi zerre umurumuzda değildir çünkü önümüzde daha kazaklarla geçireceğimiz kocaman bir kış vardır.Geceleri ayrılık kokan şarkıların yanına eklenen şarap içimizi normalden daha çok ısırtır.Sevgiliden kalan hediyeler, fotoğraflar bu mevsimde bir kutuya toplanıp itina ile kaldırılır.Akşam yağmurunun altında, kulağında müzik kafanda bir ton anı ve düşünceyle yürümek en sevilen meditasyondur.En özeli de işte o sarı, turuncu, kırmızı yaprakları biten sevgimize benzetmemizdir.İşte kırılan hayallerimizi kaldırım taşlarına böylece terk ederiz.

İçin yanarken buz kesmiş havaya rağmen gripli kış aşk acısı en beteridir.Zaten gripsindir habire bir burun çekme, hapşırma almış başını gitmiş bir de ağladıkça daha çok akar burnun Allah’ım başka dert verme ya.Burnunun akmasına mı deli olacaksın yüreğinin delirmesine mi yoksa habire üşüyüp durmana mı? Bu ne eziyettir arkadaş.Allah düşmanıma kış günü terk edilmeyi nasip etmesin ama eski sevgilime etsin, burnu akarken gözyaşları içinde ağrı kesici arasın evin içinde nalet adam.Bir çorba pişireni olmasın da yalnızlığına daha çok ağlasın.Bize gelince sabahlara kadar içip içip ağlarsın ertesi günde akşama kadar uyursun, malum kışın gündüzlerin pek bir anlamı olmaz o yüzden ayı gibi kış uykusuna yatarız.Eğer gündüzleri uyanık kalıp geceleri uyumayı tercih edersen resmen aşk acısını kışın ıhlamurla atlatırsın.Aşk acısı için doğal yöntemlerde varmış vay be.

Yine çiçeklendi dallar bende yeşilleneceğim ilkbahar aşk acısı biraz ruhsal olarak değişiktir.Yani sonbahar ve kışa göre, onlar en azından sadece aşk acısı odaklı gelir gider.İlkbahar başkasına her an yeşillenebilirim ama seni de unutamıyorum olduğu için biraz dram biraz trajedi gibi bir şey olur.Hani sonbaharda kutuladığımız hatıralar var ya ilkbaharda bir gece ansızın paramparça edilebilir, ertesi gün pişman olunup ağlanabilir, bir sonraki gün iyi ki diye kendinize hak verebilirsiniz.Doğa bile kendini yeniliyor sen ne duruyorsun be kadın dersin, imaj değiştirilir, saç renginde oynamalar, iddialı kıyafetler giyilir ve gecenin o renkli dünyasına topuklu ayakkabılarla koşulur.İşte tam da o gecelerde azıcık dikkatli olmak gerekir çünkü kalbinizin her an aşık olduğunu sanıp yeşilleneceğim derken morarıverme ihtimali yüksektir.Ruh halimiz gelgitli olduğundan bu aylarda dostlarla her yere gitmekte fayda var, sahip çıkarlar canımız dostlarımız.

Hayata pozitif bakacağım çünkü Yaz çok güzel aşk acısı biraz tuzlu biraz güneşlidir.Yeni insanlarla tanışmaya en açık olduğumuz mevsimdir, yeni hayatlar tanımak onların hayatlarına dokunmak, eğlenmenin en anlamlı olduğu zamanlardır.Genellikle yeni birileriyle bu mevsimde iletişime geçeriz her şey toz pembedir.Bir daha mı geleceğim lan dünyaya sözlerini bu mevsimde etmeye bayılırız arkasında da her deliliğimize bu kılıfı giydiririz.Benim suçum değil valla mevsimin suçu der geçeriz.Her hatamızın her yanılgımızın üstünü bunlarla örteriz.İlk başta yeni biri ile tanışmak çok eğlenceli gelir, kalbimiz pır pır pır oluverir fakat sonrasında Ege’nin dediği gibi :

“Biteceğini bile bile bu aşka başlamam
Ne seni ne de kendimi ateşe atamam Anla beni YAZ AŞKIMM”

Düştü Düştüm

Bir düş gördüm.Hiç beklemediğim bir anda tamamen hazırlıksız yakalandığım bir düş.Tarifini yapmak biraz zor ama güzel bir düştü.Dedim ya düş!

Bende düştüm bir anda kabusların ortasına.Başlangıcı da bitişi gibi oldu.Nasıl oldu, nasıl bitti hiç anlayamadım hala da anlayamıyorum.Olması gereken bu muydu gerçekten?

Bu kadar iyi gelen bir düş nasıl oldu da bu kadar kötü hissettirdi? Kabusa döndü, sancılara gebe bıraktı beni.

Sürekli yarı yolda bırakılmaya, habire kırılmaya alışkındım oysa.Değil miydim?

Seneler sonra duyduğum bir haber sonrasında, merak ettim nasıl olduğunu, bir şeye ihtiyacı olup olmadığını, yapabileceğim bir şey varsa her zaman yanında olduğumu bilmesini istedim.O mesajı atmak hiç kolay olmadı benim için 4 sene sonra.

4 sene öncesinde bir harabe olarak bırakmıştı beni.Kendimden bu kadar tiksindiğimi, aptal yerine konduğumu hatırlamam.Yol almak o kadar zor geliyordu ki, tutunacak bir dalım bile yoktu.En çiçekli, en umutlu hayallerime bile tutunamıyordum.Kendimi hissetmiyordum, kaybetmiştim, kaybolmuştum.Nefes alamıyor, yiyemiyor, içemiyor hatta gülemiyor ya da ağlayamıyordum bile.Tüm renklerimi kaybetmiştim, siyahı bile.Renksiz kalmıştım.

Tüm o yaşattıklarına rağmen neden o mesajı atmak istedin ki diyebilirsiniz.Haklısınız bu soruyu kendime yaklaşık mesajı göndermeden 3 hafta boyunca her gün sordum.Tüm dostlarımla konuştum.Ama ben buyum işte! Vicdanının sesine yenik bir yıkık.Neticede attım.

Her şey o kadar hızlı gelişti ki, kendimi bir düşün içinde buldum.Ne ara kabusa dönmeye başladı anlayamadım.Aptal beyin, aptal kalp, aptal hayaller…

Kaybettim.

Zaten kazanabileceğime neden inandım ki?

Ben kendime verdiğim savaşı kaybettim.O şerefsizi kaybetmekten bahsetmiyorum.Ördüğüm tüm duvarların altında ezilirken ne yapacağım ben şimdi? Nasıl üstesinden gelebileceğim bunca şeyin ? diye kendimi boğmaya başladım.Kendime tutundum, kendine tutunan her zaman kazanır.Bir sürü kitap okudum, film izledim, ağladım ve bir sabah dedim ki bitti.Artık kaçıracak tek bir anın bile yok.Hadi bakalım kızım yola koyulma vakti.

Kazandım.

Tüm savaşlarımı sonunda kazandım.

Biraz çikolata desteği, bolca kahve ve en çok dostlarımla.

Düşlerimden düşerken en diplere paraşütsüz yola çıkmanın ne kadar kötü bir fikir olduğuna karar verdim.Bir tecrübe daha eklendi hayat defterine.İlerde kullanırsın tatlım dedim kendime, asla kullanmayacağımı bilerek.

Bazı adamlar dünyaya küfür yemek için gelmişlerdir, sende öylesin çekirdeğim.

Bazı adamlar tüketmek için gelmişlerdir.

Bazı kadınlar tükenmek için gelmiştir, bende öyleyim bal kabağım.

Unutmayın, en güzel eserler acılardan çıkar, siz bu dünyanın en güzel eseri olmak için geldiniz.Kıps.

Ne Yani Bitti Mi Şimdi ?

Ben sana ne zaman veda edeceğim be körolasıca adam? Ne zaman unutacağım ses tonunu, bakışını, gülüşünü, beni öpüşünü, sarılışını?

Sen benimle vedalaştın, peki ya ben ne zaman senle vedalaşacağım?

Beni bırakıp gittiğinde nefes alamayacakmışım gibi oldum.Canımın acısını anlatabilme durumum yok, hala sızar öyle diyeyim.Durduğum yerde zıplayarak, yorgana yumruk atarak, yatağı döverek hayııııır hayııııırrr beni engellemiş olamazsın, hayıııır hayıııır sen beni bırakamazsın, sakinleş sakinleş siniri geçince yazacak sana.

Yazmadı.

Neden yazsın ki? Bitirmiş adam kafasında, umrunda mı senin gözyaşların salak kız?

Dur bakalım hemen bırakamaz seni elbet bir gün yazacak, sadece susma silahını kullan, aferin sana akıllı kız.

“Seni çok özledim ne yapmam gerekiyor bilmiyorum ama seni çok özledim, tekrar deneyelim her şey çok farklı olacak, durmam gereken yerleri anladım, seni kaybetmek istemiyorum, sensiz yapamıyorum, seni çok özledim sensiz nefes bile alamıyorum ben, dayanamıyorum.Hiç bir şey istemiyorum, sadece seni istiyorum, gülüşünü, sesini, bakışını sadece seni istiyorum.”

Giden Mesaj Sayısı: 1

Gelen Mesaj Sayısı: GÖRÜLDÜ.

Sevmiyor işte seni kabullensene aptal beyinli, ühühühühüh.

Biraz zamana bırakayım, kendine gelsin, her şey çok taze mantıklı düşünemiyor, siniri sevgisinin önüne geçmiş.Avutsun bahaneler yavrum, hey gülüm heeeyyy. 1 ay sonra…

“Aklında ve kalbinde bana dair en ufacık bir şey kalmadıysa ve gerçekten yoluma bakmamı istiyorsan bu sefer cevap ver, çok bir şey istemiyorum senden, bitti desen bile yeter en azından derim ki bitmiş.Zorla hayatına dahil olamam ki ben, yapamam bunu ne sana ne kendime, giderim.Bu kadar netliği hak ediyorum.Yoluma bakamıyorum şu an senden hala bir adım öteye gidemiyorum, tek istediğim bir cevap ve bana dürüst olman.Bu kadarını hak ediyorum.Bitirdiysen her şeyi müsade et ki bende bitirebileyim.İçimi güneşten daha çok ısıttığın zamanlarım oldu, bedenimi en kara kıştan bile dondurduğun zamanlarım da oldu.Ama sen varken hep baharlarım var hep dallarımda çiçeklerim açar…Yaşarken ölmüşsün gibi yaşamak istemiyorum.Her şeye rağmen yine yanında olmak istiyorum ben senin ama dediğim gibi sen istemiyorsan olamam,kabullenmekten başka çarem kalmaz.”

Giden Mesaj Sayısı : 2

Bu mesajı yazmam gerekiyordu, ben keşkelerle yaşayabilen kadınlardan değilim, sonuna kadar denedim ve olmadı diyebilmeliyim.Yoksa asla yoluma bakamıyorum.

Gelen Mesaj Sayısı: 1

“Ben seninle durumu net konuştum.Seni seviyorum ama seninle yapamıyoruz.Belki içinde bulunduğum durum yanlış bir zaman bilmiyorum ama ben bu ilişki içerisindeyken sürekli tedirgin gergin bekliyor oldum.Yolun açık olsun.”

Giden Mesaj Sayısı: 3

“Seninde, teşekkürler.”

İşte benim vedam, o gece bu şekilde veda ettim beni en çok yaralayan adama.Çok ağlamadım o gece, kabullendim galiba.Sabah uyandığımda boşluğa baya bir kitlenip kalmışım ama yürüdüm geçtim ben o gece o şerefsizi.

Sizi arada bırakan adamlardan hızla uzaklaşın, yoksa yak yak yak sigaraları.Bu gecede bana içiyoruz.Arka fonda Sezen…

Ah Benim Arızalı Adamlara Tutkun Kalbim

Sözlerine mi aldanıyoruz biz erkeklerin, bakışlarına mı ? Yoksa paket olarak verecekleri acıya mı ? Perişan olmak bir yaşam biçimidir biz gibi kadınların.Sevgi, aşk diye gezeriz ortalıkta ama gider en dandik adamı seçeriz.Tatlım aslında neyi seçmeyeceğimizi öğreniyoruz ama hayat öyle acımazsız ki hep önümüze ızdıraplı adamlar sunuyor.

Tutuklu kalıyoruz o adamlara.Beni nasıl sevmezsin köpek? Gözyaşı yükleniyor.Ben sana ne yaptım be adam çok sevdim ben seni bilmiyor musun? Gurur devredışı.Bırakma beni, ben sensiz yaşayamam.Gözyaşı dökülüyor.Kalbim acıyor sen beni çok seversin hatırlamıyor musun, sensiz yaşayamam, sen benim her şeyimsin derdin.Son çabalama atakları.Siktir git, bırak beni, dokunma sakın bana, defooolll.Ağlama krizi eşliğinde delirmece.

Adam gider.

Arkasını döner ve defolur gider.

Sonrası mı?

Sonrası Yıldız’ından tut Sezen’inine oradan hop Ebru Gündeş’ine yeter mi yetmez İbrahim Tatlıses, Hakan Altun derken kapanış Demet Akalın.

Sahi biz kadınlar neden böyleyiz ?

Seviyoruz dibine kadar sürünmeyi ama en son atar giderle kapatıyoruz hep o defterleri.Bir daha seni ararsam namussuzum.Ne arayacağım lan seni duygusuz it.Engelliyorum şimdi seni her yerden, görürsün sen.Kimsin lan sen kim ? Cinnet ve kapanış.

Halbuki o an seni çok özledim dese, tekrar deneyelim dese.Sevgiliiim bende seni çok seviyorum, özledim seni, pişman oldun dimi kaymaklı künefem benim.Affettim üzülme, bizim aşkımız çok büyük her şeyin üzerinden geliriz biz.Nah gelirsiniz.

Bir kere yarı yolda bırakan hep bırakır.İlişkilerin yazılı olmayan kuralıdır bu.Herkeste bilir, sende biliyorsun.Ama aklın değil kalbin konuşuyor.Hadi hadi sustursana o kalbini.Boş boş konuşma kalp desene.Diyemezsin çünkü senin hikayen herkesin hikayesinden farklı dimi? Üzgünüm kelebeğim ama değil.

Olsun be, biz bu acıları çekmesek şarkılar nasıl anlam kazanacak?

Sevginin en güzelini en yücesini hak ediyorsun yüreği güzel kendi güzel kadın.Zamanın çarkları dönmeye devam ediyor, seninde doğru insanla denk geleceğin, zamanınızın ortak olduğu o hayallerinin seni en çok seven adamı saracak seni.Ama şimdilik Tarkan’ın dediği gibi “Yanlış zaman yanlış insan…” takılmacasına devam.

Beyin Ölümü Gerçekleşmiş Sarhoş

Birine aşık olduğumuzda bir anda her şeyin mükemmel olacağına neden hemen inanıyoruz?

Daha önce aşık olmadığım için ona aşık olup olmadığımı bilmiyordum.Tuhaf bir çekim vardı aramızda, hortum gibi, tüm benliğim onla kaybolmak istiyordu.Çok küçüktüm o zamanlar 15 yaşındaydım.Kalp kırıklığının ne olduğunu bilmediğim bir yaş.Bir insanın nasıl sevildiğini bile bilmediğim bir yaştaydım.Bunları şimdi fark ediyorum.O zaman o duygunun içinde olduğun için pek anlayamıyorsun ne olup ne bittiğini.Senelerce hayatımın içinde kalacağını bilmiyordum.Bilseydim alır mıydım onu hayatıma?

Ağzı çok iyi laf yapar pisliğin, kelimeleri ile tüm ruh-duygu durumunuza etki etmeyi çok bilir.Şeytan tüyü var adamda.En tehlikeli tiptir kızlar, bulaşmamak her zaman en iyi olanıdır.Ama ben nereden bileyim ki, tecrübe etmeden öğrenemeyeceklerimizden bu da.Ettin de ne oldu canım benim 30’una geldin neredeyse hala adamı yazıyorsun iki gözümün aptal kafalısı.Neyse günlük kendime sövme limitim doldu.

Sinsice yaklaştı hayatıma, önce arkadaşlarımı tavladı, sonra beni şerefsiz.Bir ayrıl bir barış derken bitirdik liseyi.Koptuk gittik başka şehirlere, okumak için.(Bu aralarda daha ne hikayeler var da sonra anlatacağım onları, azıcık sabır edeceksiniz.Hemende of puf yapmayın, elin adamlarını senelerce bekliyorsunuz, yazacağız işte azıcık beni bekleyin yahu birileride bir kere olsun beni beklesin,lütfen.)

Üniversiteye gittik diyordum.Koptuk derken aslında pek kopmayı beceremedik, o zamanlar bile aklımdaydı.Sözler vermişim kendime yoluma bakacağım, üniversite hayatının dibine vuracağım falan.He gülüm vurdum vurdum başımı duvarlara vurdum yine.Benden size bir abla tavsiyesi geçmeyen bir yaraya başkasını ortak etmeyin o da bambaşka yaralar açar yine eski sevgilinize sarılırsınız, o da başka yaralar ekler ortada kalırsınız.Her acınızı tek başınıza kimsenin kalbini kırmadan aşmaya çalışın.Biliyorum zor, defalarca deneyimledim.Dostlar buranın kahramanlarıdır.Onlarla beraber aşın her acıyı her yarayı.Paylaşın gözyaşlarınızı dostlarınızla, yüksek sesle şarkılar söyleyin, sabahlara kadar için beraber, kusun kovalarca ama sakın o alkolün verdiği yetkiye dayanarak eski sevgilinizi aramayın.Bu kuralı hepimiz biliyoruz dimi ? Kaç kişi bu kurala uyuyor? Hiç kimse.

Aradım.

Beni terk eden sevgilimi unutmak için yine beni terk eden diğer eski sevgilimi aradım.Helal olsun dimi bana? Utandım şu an biraz.Neyse açtı bu telefonu, efendim dedi.Allah kahretsin ne diyeceğim ben şimdi derken:

“Seni çok özledim.” demez miyim? derim, dedim.

“Ne saçmalıyorsun, gecenin bu saatinde sen?” dedi.

“Sana yaşattığım her şey için özür dilerim.ühühühühühühühüh” dedim.Yıkıklığında bir dibi olur dimi, bende yok.

“Ne diyorsun sen ya! Sevgilimi yatakta bıraktım, seninle konuşuyorum şu an ben.” dedi.

“Özür dilerim.” dedim.Kapattım telefonu.

İçim çıkana kadar sabaha kadar arkadaşımın omzunda ağladım.Sabah bir uyandım leş leş leş.Arkadaşımla oturduk bana sövüp olsun sen bilerek yapmadın diye teselli ediyoruz, beni.Bir de bir analizler yapıyoruz sormayın.Arkadaşım:

“Madem sevgilisi var niye telefonu hemen suratına kapatmadı.”

Aha demek ki beniiiii seviyooooorrr halaaaaa, takılıyor o kızla çünkü bana aşık.Aferin kızıma aynen böyle devam et sen, değil 30 yaşına 60 yaşına geldiğinde hala bu adam için ağlarsın.Aptallık parayla satın alınmıyor ki.Günler günleri kovalayıp durdu tabi, bende toparlanmaya başladım.Hayat normal akışına döndü, tabi içeride fırtınalar kopuyor ama geçmek üzere her şey.

Tam geçecek derken bir mesaj “Bende seni çok özledim, neler yapıyorsun?”

Şerefsizin evladı, aşıyorum ben seni aşıyorum, sevgilin var senin, yatakta bırakıp benimle konuştuğun sevgilin ne oldu ona ? Örümcek beyinli adam niye mesaj atıyorsun sen şimdi bana ? Çekilecek çilem misin be adam sen benim ?

Yıkılmak yok, şimdi dik durma zamanı.

“Bende seni özledim, konuşalım mı?”

Duvarlara Çarpamadığımız Adamları Kalplerimize Çarptık

Hayattaki tüm kırgınlıklarımızı hangi valize koyup, hangi çatı katında saklıyorduk? Neresinden tutuyorduk hayatımızı ? Nereye saklıyorduk kendimizi? Kendi içimize dönebilmek için kaç şarkıya saklanıyorduk? Tüm yaşadıklarımızdan sonra nasıl güveniyorduk tekrar insanlara? Yapamıyorduk değil mi ? Tekrar tekrar ayağa kalkmakta zorlanıyorduk ? Nasıl oluyordu da yara almam dediğimiz her noktadan teslim oluyorduk ? Her defasında liman sandıklarımız aslında o limanın martıları oluyordu? Usanmadan nasıl bu kadar sessiz kalabiliyorduk ?

Her veda derinden incitir bizi.Kocaman boşluklar bırakır o minicik yüreğimizde, şaşırıp kalırız, bu kadar acıyı nasıl bu bedende taşıyabiliyoruz diye.Seyit Onbaşı mıyız biz her vedayı yüklenip duruyoruz ? Bırakamıyorsun işte öyle bir anda yaşanılan her şeyi.

Anılar sarıyor dört bir yanını, boğazına yapışıyor tüm söyleyemediklerin, keşkeler başlıyor gece yatağında dönüp dururken.Keşke bu lafı suratına çarpsaydım da görseydi zalimin evladı diyorsun.Söyleyemiyorsun, gururun ele alıyor bu sefer seni.Küçük düşeceğini, değerini kaybedeceğini düşünüyorsun.Halbuki sana değer vermiş olsaydı zaten tutmaz mıydı hala o minicik ellerini? Kabullenemiyorsun.

İçinde hala eskiye dönme umuduyla, her adımını dikkatli seçmeye çalışıyorsun.Sanki adamın umrunda senin ne halt yaptığın ama sen yine de yüreğinde onu taşıdığın için, ona göre hareket ediyorsun.

Gecelerce tüm ayrılık şarkıları kulağında çalıyor.Gözyaşları pıt pıt.Ağlamaktan şişmiş gözler, çatallaşmış ses miras kalıyor, hayatını bir anda kocaman bir boşluğa döndüren adamdan.Keşkeler çıkıveriyor gün yüzüne o karanlık gecede.Keşke bende ona bunu yapmasaydım, keşke bende ona böyle demeseydim, ama bende çok sabrını zorladım haklı adam bir yerde demeye başlıyorsun.Tüm suçu yükleniveriyorsun, sanki seni ortada bırakan o değilmiş gibi.Elin adamı gelmiş kalbinin üstünde tepinmiş durmuş yine de haklı çıkmış.

Suçlama kendini.

Beraber mahvettiniz her şeyi.

En çok o mahvetti.

Duramıyorsun hiç bir yerde, kalbin sığmıyor evinin odalarına, sokaklara, koca bir şehre sığmıyor işte.Gidiyorsun, yürüyorsun, koşuyorsun.Bazen farklı şehirlere bazen farklı kollara.Hiç biri fayda etmiyor.Tek kaldığın her saniye tekrar beliriveriyor o canına yandığım adamı.Başlıyorsun ben sana ne yaptım demeye sanki yanındaymış gibi, ağlama nöbetleri sarıyor tekrardan, yastık yorgan dostuna sarılıyorsun önce.Gömüyorsun kendini uykunun kollarına, kurtarıcın o oluveriyor bir anda.

Her hikaye ne kadar güzel başlar halbuki, kalbin nasılda hızlı çarpar onu her gördüğünde, sana söylediği her kelimeden anlamlar çıkarmak dünyanın en güzel bulmacasını çözmek gibi nasıl da mutlu eder seni.Ellerine dokunduğunda nasıl da kolaydır verilen sözler, ellerini öper senin avucunun içine saklar dudaklarını.Sonra sen, o gittikten sonra öptüğü o elleri kapatır yüzüne dudaklarına dokunmaya çalışırsın onun.Ne kadar büyük acı, ne büyük yenilgidir bu.Hep güçlü kadın rollerini giyersin üzerine sonra bir bakarsın köpeğine sarılmış ağlıyorsun, köpek şaşkın sen aptal.

Seni bu kadar inciten adam ne yapıyor acaba şimdi ?

O da üzülüyor mu ?

Ağlıyor mu ?

Bu şarkıyı dinlese ben mi gelirim aklına ?

Hadi buyur kendi derdin kendine yetmez gibi bir de ağzına tükürmüş adamın acısını dert et.Sen daha çok kaybedersin kızım ben sana söyleyeyim.Sanane! Ne bok yerse yesin, hatta gerçekten bok yesin.Kıyamam ya yemesin, hep mutlu olsun.Niye mutlu oluyor? Ben burada Bihter Ziyagil gibi acılar içinde kıvranırken.Gebersin körolasıca.Hatta canı öyle bir yansın ki, ben bu kadına bunu yapmamalıydım desin.

Demez.

Demezler.

Kandırma kendini güzel kalplim.

Sen kendi acını aşmaya bak.Hayat o kadar çabuk yol alıyor ki, o acıya takılı kaldığın sürece kaç tane tren kaçırırsın haberin var mı ? Sonra bir de “Ah beeee o mal yüzünden bunu nasıl fark etmedim ben dersin.” Bu seferde başka keşkeler doğuverir o karanlık gökyüzüne.

Keşkelerini topla.

Şans vermediklerinden çıkart.

Hayatına böl.

Sevdiklerinle çarp.

Defalarca kırılsa da o güzel yüreğin, yine seveceksin.

Dünya üzerindeki hiç kimse aşktan daha büyük değil.Allah hariç Allah hariç.Şimdi durduk yere bir de çarpılmayalım, zaten çarpmış beni fazlasıyla valla birazcık daha dert kaldıramayacak bu bünye.

Yazdığım her satıra gömüyorum seni sevgilim, yüreğimde yer kalmadı sana daha fazla.Keşkeler senin olsun ben iyikilerimle devam etmek istiyorum hayatıma.

Sezenciğimin dediği gibi “Ben öyle birini sevdim ki bir nevi intihardı.Yara bere içindeydi hala cesarete tapardı.”

https://www.youtube.com/watch?v=e5XFqTbH2ZQ

Kuru Kahveci Mehmet Efendi En Çok Seni Sevdim Galiba Ben

Kaç tane kahve içeriz hayatımız boyunca ? Kaç tanesini ayılmak için, kaç tanesini ayık kalmak için, kaç tanesini alkolün etkisinden kurtulmak için, kaç tanesini aşık olduğumuz adam hakkında bilgi almak için, kaç tanesini sohbetleri koyultmak için içeriz ? Çok çok çok tane içeriz heralde.Nereden bileyim ben şimdi toplama, çarpma yapacak değilim bu yaştan sonra.

Şunu söyleyebilirim size, en çok o adamla ilişkimiz ne olacak diye içeriz o Türk kahvelerini.O fincan kapatılır, dilek tutulur, hadi bakalım neyse halim çıksın falım deriz.Nah çıkar.Evet evet bildiğin nah çıkar.Ulan sen onca zaman bu adamla beraberdin, duruşunu, bakışını, sözlerini iyi bilirsin ama o aptal kahve telvelerinden medet umarsın.Nasıl nah çıkmasın şimdi sana o faldan ?

Umut fakirin orta şekerli Türk kahvesidir işte.

Ayrılık acısının bir numaralı dostudur.

Türk kahvesini neden bu kadar çok severiz, düşündünüz mü hiç ? Ben söyleyeyim.Bize benzerde ondan.Hayata geldiğimiz gün başımıza ne geleceğini bilmeyiz, agucuk bugucuk yaşarız.Sonra birileri bizden bir şeyler beklemeye başlar, ailemiz en önce sonra akrabalar en son hayatımız çeşitlendiğinden dostlar, patronlar ve o aşkımız.Kahvede böyledir, dünyaya gelir meyve olarak iri iri taneleriyle sonra bunu bir öğütürler ki ilk halinden eser kalmaz.Ulan meyve denilen kahveyi bu hale getiren hayat bizi nasıl harcamasın.Biz gibi işte hayat bizi öğütüyor ve o ilk halimizden eser kalmıyor.Ama azıcık şeker katınca nasıl güzel oluyor şerefsiz.Aynı eski sevgilim gibi.Dur ya şerefsiz deyince hemende aklıma geliyor herif.Konu kahve tatlım dağılma, bir dakika hemen toparlanıyorum.Yine de şerefsiz işte şerefsssssiiizzzz.Neyse şimdi sövmeyelim şerefsize.

Kahve diyordum, ne güzel buluştur o öyle ya, canım Türk kahvesi.Okuldan sonra, işten sonra hadi kızlar bir yorgunluk kahvesi içelim mi deriz ve hooopp gıybet, deşarj olma hepsi kahvenin yanında geliverir masanıza.Eee tabi kırk yıl hatır da yanında kdvsi.

Kaç tane Türk kahvesi içtik biz bu adamla ? Kaç yıllık hatrım vardı benim bunda ?

Yokmuş.

Türk kahvesi de kandırdı bizi.

Hatırı olan gönül kırılır mı ? Hadi kırdın diyelim, eşeksin yaparsın.Tutamadın o dilini olaylar ne hale geldi diyelim.Hadi diyelim diyelim.Hiç mi hatırım gelmedi aklına pislik ? Hiç mi sızlamadı o katran karası yüreğin?

Falda yol çıktı bahtıma, bir kaçı kapalı bir kaçı açık yollar.Hadi bilin bakalım yine kim o kapalı yolları deneyecek inatla ve ağlayacak.Ne diyordu Ümit Sayın “Ben Tabikiiiii!”

Her şeye rağmen, tüm yaşadıklarımıza rağmen, pes etmek yakışır mı insana ?

Bak kahveye pes etmemiş ne hale gelmiş.

Pes etmek yok, her yeni gün bir önceki günden bok olsa da pişir kahveni, kapa fincanını bakalım belki para mara çıkar falda.Hem nereden biliyorsun belki karanlıklar içinde kalmış bir adam görürsün de sürünsüüün köpek dersin ve için biraz da olsa rahatlar.

“Bir fincan kahve olsam kırk yıl hatırım vardı.” diyor ya şarkı.

Ben sana ne kahve olabilmişim.

Ne hatır bırakabilmişim.

Senin bende hatırın var da artık ne önemi var ki ?

Öğüttüm oğlum ben seni, kalbimde erittim, beynimde pişirdim.

Bu saatten sonra anca falına bakarım.

Aha yol çıktı adam sana.

Hadi yürü bakalım da ense tıraşını görelim…

Şuraya şunu da bırakıyorum.Dinlersiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=e0r_GuFqddc

Gideyim de kendime orta şekerli bir Türk kahvesi yapayım, canım Mehmet Efendi sen bu ülkenin başına gelmiş en güzel şey olabilirsin.Kıpppsss.

Beni Neden Seçtin Pikaçu ?

O kahveyi içmek, şu yoldan gitmek, bu insanı tanımak…Merhaba seçimler !

Sürekli bir şey seçeriz.Bu bazen bir elbise bazen menüden bir tatlı çoğu zamanda insan…

Nereden bilebilirdim ki onu gördüğüm ilk günün bu noktalara gelebileceğini ? Küçük bir merhabanın tüm yaşam düzeneğimi etkileyeceğini? Bilmiyordum.Bundan sonra aldığım kararlarında beni hangi diyarlara savuracağını bilmediğim gibi.

Sıcak bir sonbahar günüydü, hiç farkında bile değildim onun.Oysa o çoktan aklına beni koymuş.Sonradan öğrendim.En başında yanıma geldiğinde arkadaş olacağımızı sanmıştım, aynı şeylere gülüyor, benzer şeylerle dalga geçiyorduk.Ben kanka dedim o aşk.Ben aşk dediğimde o acı demeye başlamış fark edemedim.

Çok sevdiğim bir filmde diyor ki “Seçmek ve seçiminin sonuçlarına katlanmak.”

Onu seçtim.

Aptal kafam.

Gerçekten bu kadar aptal olmak zorunda mıydın ? Neyse kendime haksızlık yapmayayım bu kadar.

Her seçim bir seçenektir.Hayatın sonsuz seçeneği vardır ve biz bir şeyi seçince önümüzde o seçtiğimiz ile ilgili sonsuz seçenekler açılır.

Yaşamın tuzaklarına merhaba.

Yaşamın güzelliklerine merhaba.

Yaşamın derslerine merhaba.

Eğer o adamı değilde başka bir adamı seçseydin onun hikayesini yaşardın ve emin ol o hikayede de acılar var.Sen sadece acını seçtin.Hangi acıyı yaşamak istediğine karar verdin.Kızma kendine bu kadar, öğrenmen gereken ders oymuş demek ki.Ders alabildiysen ne mutlu sana, yok eğer alamadıysan ders tekrar edecek ama olsun demek ki tam anlayamamışsın, tekrara devam, katlanarak gelen darbelere ve gözyaşlarına da.

Her seçimin için kendine kızamazsın ya da seçim yapmadan yaşayamazsın.Allah kahretsin ! Bunları yazarken radyoda çalan şarkıya bak “Uzaaak benden aşk uzaaak artık…Alırım başımı giderim Efeler gibi heeeyyyy !” Sezen Aksu-Sarı Odalar.Bakınız tesadüf. Bir dakika gözyaşlarım klavyeme damlamaya başladı, toparlanayım…Kanalı değiştirmek elimdeki bir seçim ama ben değiştirmeme tercihimi kullanıyorum, çünkü seçimlerinin sonuçlarına katlanmak.Kıppssssss.Göz kırptım.

Derinlerde bir yerde sövmeye devam ediyorum seçimlerime ama derinlerde bir yerde de teşekkür ediyorum kendime.

Birinci Kural: Pişman olmak yok.

İkinci Kural: Her zaman iyi ki de.Örnek:İyi ki hayatıma sıçmana izin verdim leş kargası.

Üçüncü Kural: Gülmeye devam et, her gülücük bir seçimdir unutma.

Dördüncü Kural: Aşka her zaman şans ver.Kimin kalbini darmaduman edeceğini deneyimlemek o kadarda kötü bir şey değil.

Beşinci Kural: Dostlarına hep sarıl.Onlar yaralarını sararken daha güçlü oluyorsun.

Şimdilik bu 5 kuralla yolumuza devam ediyoruz.

Beni neden seçtin Pikaçu? diye sordum ya.

Bende onun acısıyım.

Bende birinin yarım hikayesiyim.

Hayat ne tuhaf, kırıldığın kadar kırıyor musun yoksa her seçimde ?

Bilmem.

O, onun hikayesi…