Kuru Kahveci Mehmet Efendi En Çok Seni Sevdim Galiba Ben

Kaç tane kahve içeriz hayatımız boyunca ? Kaç tanesini ayılmak için, kaç tanesini ayık kalmak için, kaç tanesini alkolün etkisinden kurtulmak için, kaç tanesini aşık olduğumuz adam hakkında bilgi almak için, kaç tanesini sohbetleri koyultmak için içeriz ? Çok çok çok tane içeriz heralde.Nereden bileyim ben şimdi toplama, çarpma yapacak değilim bu yaştan sonra.

Şunu söyleyebilirim size, en çok o adamla ilişkimiz ne olacak diye içeriz o Türk kahvelerini.O fincan kapatılır, dilek tutulur, hadi bakalım neyse halim çıksın falım deriz.Nah çıkar.Evet evet bildiğin nah çıkar.Ulan sen onca zaman bu adamla beraberdin, duruşunu, bakışını, sözlerini iyi bilirsin ama o aptal kahve telvelerinden medet umarsın.Nasıl nah çıkmasın şimdi sana o faldan ?

Umut fakirin orta şekerli Türk kahvesidir işte.

Ayrılık acısının bir numaralı dostudur.

Türk kahvesini neden bu kadar çok severiz, düşündünüz mü hiç ? Ben söyleyeyim.Bize benzerde ondan.Hayata geldiğimiz gün başımıza ne geleceğini bilmeyiz, agucuk bugucuk yaşarız.Sonra birileri bizden bir şeyler beklemeye başlar, ailemiz en önce sonra akrabalar en son hayatımız çeşitlendiğinden dostlar, patronlar ve o aşkımız.Kahvede böyledir, dünyaya gelir meyve olarak iri iri taneleriyle sonra bunu bir öğütürler ki ilk halinden eser kalmaz.Ulan meyve denilen kahveyi bu hale getiren hayat bizi nasıl harcamasın.Biz gibi işte hayat bizi öğütüyor ve o ilk halimizden eser kalmıyor.Ama azıcık şeker katınca nasıl güzel oluyor şerefsiz.Aynı eski sevgilim gibi.Dur ya şerefsiz deyince hemende aklıma geliyor herif.Konu kahve tatlım dağılma, bir dakika hemen toparlanıyorum.Yine de şerefsiz işte şerefsssssiiizzzz.Neyse şimdi sövmeyelim şerefsize.

Kahve diyordum, ne güzel buluştur o öyle ya, canım Türk kahvesi.Okuldan sonra, işten sonra hadi kızlar bir yorgunluk kahvesi içelim mi deriz ve hooopp gıybet, deşarj olma hepsi kahvenin yanında geliverir masanıza.Eee tabi kırk yıl hatır da yanında kdvsi.

Kaç tane Türk kahvesi içtik biz bu adamla ? Kaç yıllık hatrım vardı benim bunda ?

Yokmuş.

Türk kahvesi de kandırdı bizi.

Hatırı olan gönül kırılır mı ? Hadi kırdın diyelim, eşeksin yaparsın.Tutamadın o dilini olaylar ne hale geldi diyelim.Hadi diyelim diyelim.Hiç mi hatırım gelmedi aklına pislik ? Hiç mi sızlamadı o katran karası yüreğin?

Falda yol çıktı bahtıma, bir kaçı kapalı bir kaçı açık yollar.Hadi bilin bakalım yine kim o kapalı yolları deneyecek inatla ve ağlayacak.Ne diyordu Ümit Sayın “Ben Tabikiiiii!”

Her şeye rağmen, tüm yaşadıklarımıza rağmen, pes etmek yakışır mı insana ?

Bak kahveye pes etmemiş ne hale gelmiş.

Pes etmek yok, her yeni gün bir önceki günden bok olsa da pişir kahveni, kapa fincanını bakalım belki para mara çıkar falda.Hem nereden biliyorsun belki karanlıklar içinde kalmış bir adam görürsün de sürünsüüün köpek dersin ve için biraz da olsa rahatlar.

“Bir fincan kahve olsam kırk yıl hatırım vardı.” diyor ya şarkı.

Ben sana ne kahve olabilmişim.

Ne hatır bırakabilmişim.

Senin bende hatırın var da artık ne önemi var ki ?

Öğüttüm oğlum ben seni, kalbimde erittim, beynimde pişirdim.

Bu saatten sonra anca falına bakarım.

Aha yol çıktı adam sana.

Hadi yürü bakalım da ense tıraşını görelim…

Şuraya şunu da bırakıyorum.Dinlersiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=e0r_GuFqddc

Gideyim de kendime orta şekerli bir Türk kahvesi yapayım, canım Mehmet Efendi sen bu ülkenin başına gelmiş en güzel şey olabilirsin.Kıpppsss.

Beni Neden Seçtin Pikaçu ?

O kahveyi içmek, şu yoldan gitmek, bu insanı tanımak…Merhaba seçimler !

Sürekli bir şey seçeriz.Bu bazen bir elbise bazen menüden bir tatlı çoğu zamanda insan…

Nereden bilebilirdim ki onu gördüğüm ilk günün bu noktalara gelebileceğini ? Küçük bir merhabanın tüm yaşam düzeneğimi etkileyeceğini? Bilmiyordum.Bundan sonra aldığım kararlarında beni hangi diyarlara savuracağını bilmediğim gibi.

Sıcak bir sonbahar günüydü, hiç farkında bile değildim onun.Oysa o çoktan aklına beni koymuş.Sonradan öğrendim.En başında yanıma geldiğinde arkadaş olacağımızı sanmıştım, aynı şeylere gülüyor, benzer şeylerle dalga geçiyorduk.Ben kanka dedim o aşk.Ben aşk dediğimde o acı demeye başlamış fark edemedim.

Çok sevdiğim bir filmde diyor ki “Seçmek ve seçiminin sonuçlarına katlanmak.”

Onu seçtim.

Aptal kafam.

Gerçekten bu kadar aptal olmak zorunda mıydın ? Neyse kendime haksızlık yapmayayım bu kadar.

Her seçim bir seçenektir.Hayatın sonsuz seçeneği vardır ve biz bir şeyi seçince önümüzde o seçtiğimiz ile ilgili sonsuz seçenekler açılır.

Yaşamın tuzaklarına merhaba.

Yaşamın güzelliklerine merhaba.

Yaşamın derslerine merhaba.

Eğer o adamı değilde başka bir adamı seçseydin onun hikayesini yaşardın ve emin ol o hikayede de acılar var.Sen sadece acını seçtin.Hangi acıyı yaşamak istediğine karar verdin.Kızma kendine bu kadar, öğrenmen gereken ders oymuş demek ki.Ders alabildiysen ne mutlu sana, yok eğer alamadıysan ders tekrar edecek ama olsun demek ki tam anlayamamışsın, tekrara devam, katlanarak gelen darbelere ve gözyaşlarına da.

Her seçimin için kendine kızamazsın ya da seçim yapmadan yaşayamazsın.Allah kahretsin ! Bunları yazarken radyoda çalan şarkıya bak “Uzaaak benden aşk uzaaak artık…Alırım başımı giderim Efeler gibi heeeyyyy !” Sezen Aksu-Sarı Odalar.Bakınız tesadüf. Bir dakika gözyaşlarım klavyeme damlamaya başladı, toparlanayım…Kanalı değiştirmek elimdeki bir seçim ama ben değiştirmeme tercihimi kullanıyorum, çünkü seçimlerinin sonuçlarına katlanmak.Kıppssssss.Göz kırptım.

Derinlerde bir yerde sövmeye devam ediyorum seçimlerime ama derinlerde bir yerde de teşekkür ediyorum kendime.

Birinci Kural: Pişman olmak yok.

İkinci Kural: Her zaman iyi ki de.Örnek:İyi ki hayatıma sıçmana izin verdim leş kargası.

Üçüncü Kural: Gülmeye devam et, her gülücük bir seçimdir unutma.

Dördüncü Kural: Aşka her zaman şans ver.Kimin kalbini darmaduman edeceğini deneyimlemek o kadarda kötü bir şey değil.

Beşinci Kural: Dostlarına hep sarıl.Onlar yaralarını sararken daha güçlü oluyorsun.

Şimdilik bu 5 kuralla yolumuza devam ediyoruz.

Beni neden seçtin Pikaçu? diye sordum ya.

Bende onun acısıyım.

Bende birinin yarım hikayesiyim.

Hayat ne tuhaf, kırıldığın kadar kırıyor musun yoksa her seçimde ?

Bilmem.

O, onun hikayesi…

Beklemeye Balıklama Atlamak

Nereden başlayacağınızı bilemediğiniz oldu mu ? İşte yine tam olarak o noktada sabit duruyorum.Aslında pek sabitte sayılmaz, ayaklarımı tavana diktim başımı yataktan yere sarkıtıp beynime kan gitmesini bekliyorum.Çünkü bir süre kendimi dondurmam gerekiyor.Hareketsiz hareket…

Başından biliyordum, bazı hikayeler yarım kalmak için ya da yarım bırakılmak için yazılır.İnsanların yazdıklarından bahsediyorum.Hayır hayıııır yazmak derken kader diyorum, bir herifin gelip hayatınıza sıçması söz konusu burada.Bir adam gelir ya da bir kadın hayatınızın tam ortasına ve puffff her şey altüst olmuştur, tebrikler artık sizinde yarım kalmış bir hikayeniz var.İşte o yarım hikayelerden sonrası biraz acı.Aslına bakarsanız acı o kadarda kötü bir şey değil, ruhu besler, kalbe “Kardeşim sende bir dur !” demeyi öğretir, balık gibi her aşka zıplamadan o güzel aklınızı kullanma şansı verir size.Ben hariç ! Ben balıklama atlarım her duygunun üzerine, burcumla alakalı olabilir mi ? Neyse şimdi astrolojiye bok atmanın hiç bir anlamı yok.Hislerimi dizginlememeyi, kafamın dikine gitmeyi yaşam felsefesi olarak görüyorsam astrolojinin suçu ne !

Veeeeee bizim yarım hikaye tam olarak böyle başladı…

Balıklama…

Kim demiş balıklama atlamak sadece bir yüzme çeşididir diye, tamamen yanıldığını söylemek isterim.Benim aşka zıplama şeklim olur kendisi ve her seferinde yanlış yerden zıpladığım için o kafamı kayalıklara çarparım sonra da açar bir dram izler, tüm depresyon şarkılarını playliste sıralar ağlamaya başlarım.Aaaa bir dakika abur cubursuz acı mı olur, olmaz tabi, aferin bildiniiizzz.Bir dakika ya, konu nasıl aşk acısı çektiğime ne ara geldi, balıklama atlamaktan bahsediyordum ben.Neyse anlamışsınızdır genel itibari ile bir yerden bir yere balıklama atlarım.İnanın şimdiye kadar da bir faydasını görmedim ama ne demişti bir Şaman öğretisi “Ders sen öğrenene kadar devam eder.”Bende inatla öğrenmemekte ısrarlı, daha çok vururum ben kafamı ağlak gözlerimle yastıklara yorgana.

Size her şeyi en başından anlatacağım, söz.Bu hikaye o kadar eski bir hikaye ki günümüze gelene kadar yaşlanmaya devam edeceğiz, sizden bu sırrı saklayamam, üzgünüm.Tesadüflerin hayatımızı ne kadar etkilediğinden, bazen en güvenli sığınağın kendi iç dünyamız olduğunu, dost kavramının önemini, aileye sarılabilmenin değerini, öğrencilikte çekilen aşk acısıyla iş dünyasında çekilen aşk acısı arasındaki derin uçurumu göreceğiz, alkolün güzelliklerinden ve kötülüklerinden bahsedeceğim, acı çekerken bile gülmenin önemini kavrayacağız ve daha bir sürü bir sürü şeyi öğreneceğiz sizinle.Şimdilik beklemeyi öğreniyoruz.Hayat elbet bize en acı darbesini vurmamıştır, o darbeyi vurmasını bekleyeceğiz ama bir farkla yaşadığımız dünyadan kopmadan, güzellikleri görmeye, kahkaha atmaya devam ederek bekleyeceğiz…